|
SAYI 2 |
|
Dr. İ. İstemi ORAL Dr. Erol AKGÜL Dr. Derya ŞİRE |
Tıpta, mide içerisindeki safranın bulantıya sebep olduğu iki yüzyıl önce ileri sürülmüştür. Dispepside safranın rolü üzerine tartışmalar o tarihten günümüze kadar sürmüştür. Yaklaşık 20 yıl kadar önce iminodiasetik asit analoglarının nükleer tıpta kullanılmaya başlanmasıyla bu tartışmalar büyük oranda son bulmuştur.
I- KOLESİNTİGRAFİDE KULLANILAN RADYOFARMASÖTİKLER
HIDA molekülü lignokaine benzer. Karaciğerden
değişmeden atılır ve enterohepatik sirkülasyona girmez. Safra kinetiği
problemlerinin teşhisinde bu nedenle idealdir.
Tc-99m ile işaretlenmiş HIDA analoglarının görüntü
kalitesi yüksek olup intravenöz enjeksiyonu takiben hızla kan havuzundan
temizlenir ve safraya boşalırlar. HIDA analogları ile bilirubin hepatobilier
uptake sırasında yarışmaya girmektedir; bu nedenle bilirubin seviyesi
yükseldikçe HIDA’nın hepatik uptake’i azalır.
Yüksek bilirubin seviyelerinde HIDA’nın daha
yüksek deriveleri kullanılmalıdır. Günümüzde bu amaçla en yaygın olarak
diisopropil-IDA (DISIDA) kullanılmaktadır. DISIDA ile 30 mg/dl bilirubin
düzeylerine kadar hepatobilier sistem görüntülenebilmektedir.
II- KOLESİNTİGRAFİ ENDİKASYONLARI
1- Akut kolesistit tanısındaTc-99m HIDA Kolesintigrafi önemli katkılar sağlayan non-invaziv bir yöntemdir.
2- Akut/kronik kolesistit ayırıcı tanısında
3- Bilier diskinezi tanısında
4- Oddi sfinkteri disfonksiyonu tanısında
5- Safra yolları atrezisi/neonatal hepatit ayırıcı tanısında
6- Safra yolları obstrüksiyonunun gösterilmesinde
7- Safra kesesi perforasyonu tanısında
8- Safra reflüsünün gösterilmesinde
9- Abdominal yaralanmalar veya cerrahi sonrası olabilecek safra sızıntısı ve/veya
fistüllerin gösterilmesinde
10- Sarılıkların ayırıcı tanısında
III- METOD
Safra yollarının görüntülenebilmesi için hastanın
2-6 saat öncesinden aç olması istenir. Ondört saati aşan açlık durumunda
kesenin konsantre safra içermesi ve bu nedenle çalışma süresince kesenin
görüntülenememesi söz konusu olabilir. Safra kesesinin değerlendirilmesinin
gerekli olmadığı durumlarda ise hasta hazırlığına gerek yoktur.
Tc-99m DISIDA dozu yetişkinlerde 3-5 mCi’dir
( Yenidoğanlar için minimum doz 1 mCi’dir). Radyofarmasötik IV olarak uygulanır.
Bilirubin seviyeleri yükseldikçe bilier sistemin yeterli düzeyde görünürlüğünü
sağlayabilmek için 10 mCi’ye kadar radyofarmasötik dozu arttırılabilir.
Görüntüleme anterior projeksiyondan abdomenin
her 5 dakikada bir görüntüsü alınarak 60. dakikaya kadar takip edilmesi
şeklinde yapılır.
60. dakikada safra kesesi veya barsak izlenmedi
ise 4. saate kadar görüntüleme uzatılır. ( Akut kolesistitte kese çalışma
süresince izlenemez. Kronik kolesistitte ise kesenin safra çamuru ile dolu
olması nedeniyle kesenin visualize olması gecikir. Bu nedenle 4. saatte
görüntü alınması akut kolesistitin kronik kolesistitten ayırıcı tanısında
önemlidir.)
24 saatten uzun süre aç kalmış hastalarda safra
kesesi konsantre safra ile doludur. Bu nedenle kese doluşunun 24.
saate kadar gecikmesi ve 24. saat görüntülerinin alınması gerekli
olabilir. Ancak ciddi hepatoselüler hastalıklarda da barsak içerisinde
radyofarmasötiğin gözlenmesi çok gecikebilmektedir.
Hastaların yöntem açısından ana problemi yaklaşık
1 saat süren çalışma süresince yatar pozisyonda kalmanın verdiği rahatsızlıktır.
Nazogastrik entübasyon gerektirmez.
Karşılaşılabilecek tek zorluk kesenin kasılması
amacıyla kolesistokinin (CCK) verilmesine bağlı oluşabilir. Bazı hastalarda
CCK verilmesiyle oluşan ağrı ciddi kolik ve hipotansiyona sebebiyet verebilir
IV- KOLESİNTİGRAFİNİN YORUMLANMASI
IV yoldan verilen radyofarmasötik hepatik arter ve portal ven yolu ile karaciğere taşınır. Hepatik sinüzoidlerden hepatositler içine alınır. Daha sonra safra kanaliküllerine ekskrete edilir. Bunu ana safra kanalları, sistik kanal, safra kesesi ve duodenuma geçiş izler. Hepatobilier dinamik tüm bu fizyolojik basamakların incelenmesiyle değerlendirilir.
Resim 1
İlk 5 dakika içerisinde radyofarmasötiğin hepatositlerce
uptake’i tamamlanır. Bu durumda organda homojen bir aktivite dağılımı gözlenir.
Normal bireylerde ortalama hepatik parankimal
transit zamanı 11-13 dakikadır. Görsel olarak radyofarmasötiğin ilk kez
ana safra kanallarında veya barsakta görülme zamanı hepatik parankimal
transit zamanı konusunda fikir verebilir.
Safra kesesi hastaların %50’sinde 15. dakikadan
itibaren gözlenir. 30. dakikada %90 hastada kese visualize olur. Normal
paternde 60. dakikaya kadar bir süreçte tüm hastalarda kese visualize olmalıdır.
Barsağa pasaj ise genellikle 15-30. dakikalar
arasında başlar (Resim 1).
V- KLİNİK UYGULAMALAR
1- Safra Reflüsü
2- Akut Kolesistit
3- Safra Kesesi Perforasyonu
4- Kronik Kolesistit
5- Sarılıkların Ayırıcı Tanısı
6- Safra Yolları Atrezisi
7- Operasyon Geçirmiş Hastalar
1- Safra Reflüsü
Hepatobilier sistem sintigrafisi safranın
enterogastrik reflüsünü kantitatif ve fizyolojik olarak sergilemenin en
uygun yoludur. Gastroskopide safranın mideye reflüsü sıklıkla gözlemlenir
fakat mide içinde bulunan endoskopi tüpünün reflüyü indükleyebilmesi nedeniyle
bu tanı şüphelidir. Basit nazogastrik tüplerin ise reflüyü uyandırmadığı
gösterilmiştir.
Peptik ülser cerrahisi sonrası: Peptik ülser
operasyonlarının yıllar öncesine göre yaygınlığı azalmıştır. Bunun en önemli
sebebi duodenal ve gastrik ülserin efektif tıbbi tedavisinin artık mümkün
olabilmesidir. Ayrıca endoskopi tanıda kesinliği geliştirmiştir. Peptik
ülser cerrahisi sonrası bir kısım hastada (tekrarlayan ülser veya safra
yolları hastalıklarının dışlanmasına karşın) semptomlar yine de görülmeye
devam eder. Safra reflüsü bu hasta grubunda görülen semptomlar için olası
bir açıklama olarak düşünülmelidir. Pilor anatomisinin değiştirildiği operasyonlar
sonrası safra reflüsü sıklığı daha yaygın olup proksimal gastrik vagotomi
uygulananlarda kontrol grubuna göre belirgin farklılık yoktur. Safra reflüsünün
ana belirtileri olan safra kusma, epigastrik ağrı ve göğüste yanma hissi
bir Roux-en-Y anastomozu veya izoperistaltik jejunal interpozisyon ile
rahatlatılabilir. Bu operasyonlar reflü miktarını azaltarak hasta semptomlarında
rahatlama sağlar. Semptomlarının sebebi olarak safra reflüsü düşünülen
herhangi bir hastada sintigrafik çalışma yapılması yine de önemlidir ve
eğer reflü CCK ile provake edilemiyorsa, semptomların farklı
bir sebebi olabileceği, örneğin hızlı gastrik boşalma mutlaka düşünülmelidir.
Total Gastrektomi Sonrası Özefajial Reflü: Mide
kanseri nedeniyle total gastrektomi operasyonu geçirmiş hastalarda ülresatif
özefajite sebebiyet veren özefajial reflü görülebilir ve bu sintigrafik
çalışma ile gösterilebilir. Reflü oluşumunun Roux-en-Y uzunluğu ile ilişkili
olduğu gösterilmiştir. Roux-en-Y 35 cm’den uzun olan hastalarda reflü vakasına
rastlanmamış olup optimum uzunluk 50 cm olmalıdır.
Flatulent dispepsi: Kolesistektomi yaygın bir
ameliyattır. Kolesistektomi sonrası bir kısım hastada karında gaz oluşumu
ve gerginlik, göğüste yangı ve sağ üst kadran ağrısı şikayetlerinin devam
ettiği görülmektedir. Bu durumda safra kesesi taşlarının tesadüfen saptanmış
olduğu ya da hastalardaki semptomların farklı bir sebebi olduğu sorusu
akla gelmektedir. Bazı araştırmacılara göre gaz yapan, diğer bir deyişle
taşlı kese dispepsisi ile pilorik regürjitasyon arasında bir ilişki vardır.
Kolesistektomi ameliyatı sonrası hastaların
%83’ünde gaz yapan dispepsi saptanmaktadır. Ameliyat sonrası hastaların
sadece %46’sında herhangi bir semptoma rastlanmamaktadır. Cerrahi
sonrası semptomları devamlılık arzeden hastalarda diğer sebepleri düşünmek
önemlidir. Bu sebepler arasında özefajit, peptik ülser, enfeksiyon, yapışıklıklar
veya kanal içi taşları gibi üst batın cerrahisi komplikasyonları ya da
oddi sfinkteri darlıkları vardır ve ancak bunların tümü elimine edildiğinde
semptomların sebebi olarak safra reflüsü akla gelmeli ve bu da sintigrafik
olarak gösterilmelidir.
Kullanılan tekniğe bağlı olarak değişen oranda
normal vakalar reflü gösterecektir. HIDA tekniği ile belirlenemeyen aşağı
mide kısımlarını ilgilendiren kısa reflü episodları baryumlu grafilerle
tespit edilebilir.
2- Akut Kolesistit
Erişkinlerin %10-30’unda safra kesesi taşı gözlenmektedir.
Ancak bunların pek azında akut kolesistit gelişmektedir. Akut kolesistitin
gelişmesindeki majör faktör safranın kese içerisinde staza uğramasıdır.
Defektif boşalma nedeniyle oluşan konsantre safra kese mukozasının kimyasal
hasarına yol açmaktadır. Taşın sistik kanalı tam tıkamasıyla da bu durum
daha da belirginleşmektedir. Akut kolesistitli hastaların tamamına yakınında
(%95-98) sistik kanalı tıkayan bir taş mevcuttur. Çok az bir kısmında ise
kanalın keskin açılanması, torsiyon, polip intussepsiyonu, malign kitlelerin
ve safra kesesi karsinomunun eksternal basısı gibi nedenlerle tıkanma nedeniyle
taşsız kolesistit oluşabilir. Yükselen distansiyonla birlikte safra kesesine
kan akımının azalmasını bakteriyel enfeksiyon takip eder.
Akut kolesistitin tipik klinik prezantasyonu
bulantı, kusma, ateş, sağ üst kadran ağrısı ve kese lojunda hassasiyet
şeklindedir. Bu semptom ve bulguları olan hastalarda akut kolesistit tanısının
konması veya ekarte edilmesi tedavi açısından oldukça önemlidir. Çünkü
bu bulgular akut kolesistite özgü olmayıp akut hepatit, subhepatik veya
subfrenik enfeksiyonlar, pankreatit, karaciğer abseleri, divertikülit,
retroçekal appendisit, pyelonefrit, perfore veya penetre duodenal ülser,
pnömoni, ampiyem, viral gastroenterit ve kronik kolesistitte de görülebilen
bulgulardır.
Tc-99m HIDA sintigrafisinde akut kolesistitin
primer bulgusu hepatik uptake’in normal olmasının yanısıra ana safra
kanallarına ve barsağa normal paternde geçişin gözlenmesine rağmen genellikle
taşa ve bazen de lokal enflamasyon, ödem veya fonksiyonel nedenlere bağlı
sistik kanal obstrüksiyonu nedeniyle 1. saatte kesenin hala görünür hale
gelmemiş olmasıdır. Kesenin görülmemesi akut kolesistitin spesifik bulgusudur.
%95’in üzerinde duyarlılık ve %99 özgüllük ile hepatobilier sintigrafi
akut kolesistitin tanısında tüm radyografik çalışmalara üstündür. Bununla
birlikte, kronik kolesistitte sıklıkla parsiyel sistik kanal obstrüksiyonu
ve safra kesesi disfonksiyonu olduğundan safra kesesi yine ilk 1
saate kadar görülmeyebilir. Spesifiteyi artırmak için 4. saat görüntüleri
almak gerekli olabilir. Bu süreyi kısaltmak için morfin uygulaması yapılabilir.
Akut kolesistitte kese görünür hale gelmezken, kronik kolesistitte oddi
sfinkter spazmı ile artmış bilier basınç kesenin görülmesini sağlar.
Akut kolesistitte Tc-99m HIDA sintigrafisinde
görülebilen diğer bir bulgu kese görülmeden kese etrafında artmış aktivite
tutulumu görülmesidir. Bu bulgu muhtemelen kese etrafındaki inflame karaciğer
dokusundan Tc-99m HIDA’nın gecikmiş klerensi ile ilgilidir. Çalışmanın
perfüzyon fazında da safra kesesi fossasında hiperemi gösterilmesi akut
kolesistiti gösterir ve spesifiteyi artırır.
Safra kesesinin 1 saate kadar görünür hale gelmesi
akut kolesistit tanısını efektif olarak ekarte ettirir. Akut kolesistitli
olguların sadece %0.6’sında yanlış negatif sonuç alınır. Hepatobilier sintigrafi,
akut kolesistitin akut pankeatitten ayrımında da oral veya IV kolesistografiden
daha başarılıdır. Akut pankreatitli olguların %25-60’ında kolesistografide
normal safra kesesi görünürlüğü oluşmaz. Tc-99m HIDA sintigrafisinde ise
akut pankreatit ile birlikte akut kolesistit yoksa safra kesesi tüm olgularda
görünür hale gelir. Yükselmiş amilaz seviyeleri ile birlikte Tc-99m HIDA
sintigrafisinde kesenin görülmemesi bilier pankreatiti düşündürmelidir.
3- Safra Kesesi Perforasyonu
Akut kolesistite benzer bulgular verir. Ayırıcı
tanının yapılması çok önemlidir. Akut kolesistitte medikal tedavi uygulanır.
Perforasyonda cerrahi uygulanmaması %100 mortalite ile sonuçlanır. Acil
cerrahi müdahale ile mortalite %25’e düşürülebilir.
Safra kesesi perforasyonunun önceleri sistik
kanal obstrüksiyonuna bağlı olduğu düşünülmesine rağmen gerçekte sıklıkla
rastlanılan nedeni bu değildir. Safra kesesi perforasyonu kronik kolesistitli
(klinik olarak kronik kolesistit sıklıkla bilinmiyordur) iki tip hastada
görülür. Ciddi atherosklerozu olan yaşlı hastalarda en zayıf perfüzyonu
olan safra kesesi fundusunda iskemi/nekroz gelişerek perforasyona yol açar.
İkinci grupta ise immünolojik bozukluğu olan hastalarda enfeksiyon, ödem
ve vasküler konjesyon nedeniyle safra kesesi duvarı zayıflar.
Tc-99m HIDA sintigrafisi perforasyonun
oluşma zamanına bağlı olarak farklı bulgular verir. Perforasyondan hemen
sonra yapılan Tc-99m HIDA sintigrafisinde safra kesesi fossasından peritoneal
kaviteye serbestçe yayılan aktivite görülür (safra peritoniti). Subakut
olgularda perikolik koleksiyon, kronik olgularda ise enterik veya kutanöz
fistüller görülebilir.
4- Kronik Kolesistit
Kronik kolesistit araştırılmasında hepatobilier
sintigrafinin rolü hemen hemen hiç yoktur. Çalışılan popülasyona bağlı
olarak duyarlılığı %10-75 arasında değişir. Daha ciddi ve uzun süreli olgularda
anormal sintigrafi yüzdesi daha fazladır.
Kronik kolesistit ile ilişkili primer iki
sintigrafik patern vardır. Bunlardan birincisi, aşırı derecede visköz safra
çamuru veya fibrozisin neden olduğu fonksiyonel veya anatomik obstrüksiyon
nedeniyle safra kesesi görünürlüğünün gecikmesidir.
Tc-99m HIDA’nın daha az rezistans ile karşılaştığı
koledok kanalından barsağa geçişi normal olarak izlenirken, safra kesesine
girişi gecikir. Safra kesesine geçiş uzadıkça kronik kolesistitle korelasyon
daha çok artar. 1.saatte kesenin görülmeyişinin duyarlılığı sadece %47
iken, 2.saat ve sonrasında duyarlılık %100’e yaklaşır.
Ciddi hepatoselüler hastalık ve ciddi sistemik
hastalıklarda da safra kesesinin görünürlüğü gecikir. Kesenin 1 saat içerisinde
görünür olmasına rağmen barsağın keseden önce görülmesi kronik kolesistit
olgularının %75’inde ortaya çıkar.
Kronik kolesistit ile ilişkili ikinci sintigrafik
patern safranın barsağa geçiş zamanının uzamasıdır. Safra kesesi inflamasyonunun
veya tekrarlayan küçük taşların geçişinin neden olduğu ampulitis barsağa
geçiş zamanını uzatır. Bu süre uzadıkça kronik kolesistitle korelasyon
artar. Barsak aktivitesinin 1 saate kadar görülmemesinin tanıdaki duyarlılığı
%50 iken, 2.saatte veya daha sonra görülmeyişi duyarlılığı %85’e çıkarır.
Diğer gecikmiş barsak transiti nedenleri inkomplet
obstrüksiyona neden olmuş koledokolitiazis, ciddi hepatoselüler hastalık
ve odditis’tir.
5- Sarılıkların Ayırıcı Tanısı
Görüntüleme tekniklerindeki gelişime paralel olarak
sarılığın takibinde kullanılan metodlar da değişmiştir. En büyük ilerleme
ultrasonografik çözümlemenin gelişiminde elde edilmiş olup şu an bu teknik
sarılıklı hastaların takibinde birinci sırada gelmektedir. Genişlemiş kanallar
sarılık sebebi olarak ostrüktif bir nedeni düşündürür. Bu durumda obstrüksiyonun
niteliğini ve yerini göstermek önem kazanır ki bu da başkaca görüntüleme
tekniklerine ihtiyaç gösterebilir. Ayrıca safra kanalı çapı normal olan
kısmi veya aralıklı safra obtrüksiyonu geçiren hastaların ortaya çıkarılması
da önem kazanmaktadır. Sarılıklı hastada hepatobilier sintigrafinin rolü,
cerrahi müdahale gerektiren ekstrahepatik nedenlerden, primer tedavisi
medikal olan prehepatik veya intrahepatik nedenlerin ayırt edilmesidir.
İntrahepatik sarılık hepatoselüler yetmezlik
(ankonjüge hiperbilirubinemi) veya intrahepatik kolestazise (konjüge hiperbilirubinemi)
bağlıdır. Hepatobiler sintigrafide hepatik uptake azalmıştır. Hastalığın
safhasına göre barsağa geçiş zamanı normal, gecikmiş veya olmayabilir.
Bilier sistemde dilatasyon ve staz bulgusu yoktur. Komplet ekstrahepatik
obstrüksiyonun aksine safra kesesi yüksek bilirubin seviyelerinde bile
görünür hale gelir.
Prehepatik sarılıkta (örneğin hemolitik
anemiler) hepatobilier sintigrafi bulguları normaldir.
Komplet ekstrahepatik obstrüksiyonun tanısı
genellikle ultrasonografi ile safra kanallarında dilatasyonun gösterilmesi
sonucunda konulur. Oysa bazı hastalarda ilk 24 saate kadar bilier dilatasyon
gelişmeyebilir. Hepatobilier sintigrafide hepatosit uptake’i genellikle
iyidir ve 24 saatlik gözlem periyodunda intrahepatik ve barsak aktivitesi
gözlenmez. Sintigrafi bu durumu göstererek daha erken tanı olanağı sağlar.
Bu bulgular intraduktal basınçların hepatositlerin sekretuvar basınçların
üstüne çıkması nedeniyle oluşur.
Sintigrafik bulgular obstüksiyonun derecesine
bağlıdır. Parsiyel obstrüksiyonda HIDA’nın barsağa geçişinde gecikme, ana
safra kanallarının dilatasyonu, ana safra kanalında zamanla artan aktivite
görülebilir.
| SARILIK KLASİFİKASYONU | SİNTİGRAFİ BULGULARI | ||
| Tc-99m HIDA | Tc-99m Colloid | ||
| PREHEPATİK | Hemolitik, Konjenital | -Normal | -Normal |
| HEPATİK | AKUT-Viral,Toksik, Alkolik hepatit
KRONİK-Siroz, Metastaz, Kronik Aktif Hepatit |
-Azalmış Uptake,
gecikmiş ekskresyon |
-Azalmış Uptake
|
| KOLESTATİK | İNTRAHEPATİK-İlaçlar,
Sklerozan Kolanjit, Benign, Rekürren, Viral, Kolanjiyokarsinom EKSTRAHEPATİK-Taşlar,
|
-Başlangıçta azalmış uptake daha
sonra
artış gösterir -Barsağa pasaj gecikmiş veya yok
|
-Azalmış Uptake
-Genişlemiş safra yollarına sekonder
|
6- Safra Yolları Atrezisi
Neonatal dönemdeki konjuge hiperbiluribinemi ciddi
nedenlere dayanır. Klinikte karşılaşılan temel problem neonatal hepatit
ile safra yolları atrezisinin ayırıcı tanısının biyokimyasal parametrelerle
yapılamamasıdır. Safra yolları atrezisi nadir görülse de tanısı önemlidir.
Safra yolları atrezisinde sarılık genellikle
doğumdan sonraki 2 ila 3’üncü haftalarda ortaya çıkar. Barsağa safra drenajını
sağlamak amacıyla, pasai operasyonu yapılır. En iyi sonuçlara yaşamın ilk
üç ayında yapılanlarda ulaşılmaktadır.
Normal bir safra kesesinin mevcudiyetinin gerçekte
atrezi tanısını dışlamasına rağmen, karaciğer ve safra yolları boyutlarının
bu hasta grubunda küçük olması, ultrasonografi ve diğer görüntüleme testlerini
özellikle zorlaştırmaktadır. Karaciğer biyopsisi sıklıkla yardımcı olsa
da tanı koydurucu değildir.
Sintigrafi, safra yolları atrezisine tanı konulmasında
gerekli araştırmalar yelpazesinin bir parçası olup duyarlılık %90 civarındadır.
Bilier atrezide hepatositer Tc-99m HIDA
uptake’i normaldir. İmajlarda belirgin düzeyde azalmış Tc-99m HIDA uptake’i
görülmesi yüksek olasılıkla hepatiti düşündürür. Hepatobilier sintigrafide
barsakta aktivitenin görülmesi bilier atreziyi ekarte ettirir. Ancak barsak
aktivitesinin görülmemesi bilier atrezi tanısını koydurmaz.
Bazı ciddi hepatitlerde şiddetli intrahepatik
kolestaz vardır ve 96. saate kadar barsak aktivitesi görülmeyebilir.
Başlangıçtaki hepatitlerde de Tc-99m HIDA uptake’i
iyi olabilir. Yine de, bazı neonatal hepatit vakalarında HIDA atılımı yavaş
olduğundan 24 saat boyunca görüntülemeye devam edilmelidir. Pek çok araştırmacı
24 saate kadar görüntülemenin üzerinde önemle dururlar.
Çocuklara tetkikten 3 ile 5 gün öncesinden başlanarak
5 mg/kg oral fenobarbital premedikasyonu uygulanır. Bu ilaç karaciğer enzimlerini
uyararak HIDA atılımını artırır.
7- Operasyon Geçirmiş Hastalar
Safra yolları cerrahisinden sonra görülen komplikasyonlar
unutulan taşlar ve safra sızıntılarıdır. Karaciğer transplantasyonu sonrası
gözlenen uzamış sarılık, safra yolları obstrüksiyona, organ reddine, enfeksiyona
veya damarsal problemlere bağlı olabilir.
Safra yolları cerrahisi komplikasyonlarının büyük
çoğunluğu ultrasonografi ve ERCP ile teşhis edilebilir. Bazen bilgisayarlı
tomografi (BT) veya perkütan kolanjiografi gerekse de zor bir vakada sintigrafi
oldukça faydalı olabilir. Sintigrafi ile unutulan taşlara bağlı safra yolları
obstrüksiyonu ve hatta safra sızıntıları tespit edilebilir.
Karaciğer transplantasyonu sonrası alışılageldiği
şekilde kolanjiografi uygulanabilmesi amacıyla safra kanallarına T-tüp
bırakılır. Bununla birlikte bazı vakalarda T-tüp kolanjiografilere bağlı
septisemi oluşabilir ve bu durum da antibiotik kullanımını gerektirir.
Birçok vakada ise T-tüp, intrahepatik safra kanallarını yeterince göstermez.
Safra kanalları dar olan çocuk yaş grubu vakalarda HIDA çalışması özellikle
uygulanmalıdır. Sarılığı olmayan ya da hafif sarılığı olanlarda diisopropil-HIDA
uygulanabilir. Belirgin sarılığı olan vakalarda ise yüksek biluribir seviyelerinde
atılımı olan HIDA’nın yüksek formlarından biri, örneğin iodo HIDA kullanılması
tavsiye edilir.
Bilier-intestinal by-pass açıklığının değerlendirilmesinde
Tc-99m HIDA sintigrafisi fizyolojik bir testtir. Normal yeniden yapılandırılmış
bilier sistemde hepatoselüler hastalık yoksa 1 saat içinde barsağa geçiş
gözlenir.
Genellikle bilier cerrahi sonrası serum bilirubin
seviyelerinde yükselme olduğunda veya safra kaçağı şüphesi olduğunda hasta
araştırılır. Serum bilirubin seviyelerinde yükselme anastomozlarda obstüksiyon,
anastetik hepatotoksisite, hemoliz, cerrahi sırasındaki büyük miktarlardaki
safra döküntüsünün absorbsiyonu nedeni ile ortaya çıkar. Bu durumda hepatobilier
sintigrafi ile anastomozun açık olduğu ve komplet obstrüksiyonun olmadığı
gösterilir ise diğer nedenler araştırılır.
Kolanjioenterik anastomozlardan sonra sıklıkla
görülen hava, ultrasonografinin doğruluğunu azaltır. Ayrıca ultrasonografide
bilier obtrüksiyon bulgusu olan dilatasyon, sıklıkla cerrahi sonrası görülür
ve bozulmuş bilier akımı göstermez. Bu nedenle hepatobilier sintigrafi
bilier by-pass cerrahisi uygulanmış hastaların değerlendirilmesinde ilk
yöntem olarak seçilmelidir.
Hepatobilier sintigrafi ile safra ekstravazasyonları
da kolayca tanınır. Post-op anastomoz yerinde ödem ve sütürlerden safra
kaçağı olabilir ve konservatif tedavi ile pekçoğu spontan olarak iyileşir.
Hepatobilier sintigrafi ile kaçağın devam edip etmediği ve miktarı değerlendirilebilir.
VI-KOLESİNTİGRAFİNİN RADYOLOJİK YÖNTEMLERLE KARŞILAŞTIRILMASI
Ultrasonografi (USG)ile safra kesesi kolayca incelenir
ve mevcut taşlar ortaya çıkarılır. Normal genişlikteki intrahepatik kanallar
ise ayırt edilemez. Sarılık vakalarının yaklaşık üçte ikisinde ultrasonografi
ile obstrüksiyonun yeri belirlenebilir. Tc-99m HIDA kolesintigrafi ile
karşılaştırıldığında akut kolesistitin tanısında sensitivite USG için %81,
HIDA için %98; spesifisite USG için %60, HIDA için %90 olarak bildirilmektedir.
Bilgisayarlı Tomografi özellikle barsak gazlarının
muayeneyi aksattığı durumlarda USG’yi tamamlar. USG ile normal çaplı kanallar
gösterilemediği halde, keseyi ve obstrüksiyonun seviyesinin değerlendirmek
mümkündür.
Perkütan Transhepatik Kolanjiografi kanalların
ileri derecede genişlediği durumlarda safra yolları anatomisinin detaylarını
ve obstrüksiyonun yerini gösterecektir. Buna rağmen bu yöntem trombosit
sayısı düşük olan veya protrombin zamanı aşırı uzamış hastalarda kullanılmamalıdır.
Endoskopik Retrograt Kolanjiopankreatografi (
ERCP ) tekniği kullanılarak yapılan sfinkterotomi tıkanmanın yeri safra
kanalı alt ucu veya pankreas düzeyinde olduğunda taşların yerinden çıkarılmasında
kullanışlıdır. Malign obstrüksiyonlarda pasaj oluşturmada kullanılan stentler
yaşam kalitesini artırmada yararlı bir diğer yöntemdir.
Oral Kolesistografi: Safra kesesinin iyotlu kontrast
maddeler ile opasifikasyonu esasına dayanır. Görüntüleme kontrast ajanı
oral yoldan verilmesi nedeniyle intestinal absorbsiyon ve hepatik konjugasyona
bağlıdır. Akut semptomlu olgularda veya hiperbilirubinemide uygulanabilirliği
düşüktür.
Intravenöz Kolanjiografi: Bilirubinin hafif yükseldiği
durumlarda bile yöntem olarak uygun değildir. Advers kontrast reaksiyonları
oluşabildiği gibi pekçok çalışma non-diagnostik olarak sonuçlanabilmektedir.
VII- SONUÇ
Bugün Hepatobilier sistem ile uğraşan bir klinisyenin
tıbbi görüntüleme uzmanlarından beklentileri teknolojideki ve tıptaki gelişmelere
paralel olarak artmıştır. Her klinisyen en çabuk, ucuz ve non-invaziv yöntem
ile ayırıcı tanıya giren birkaç hastalığı ekarte ederek tanıya ulaşmak
ister. Kolesintigrafi bu amaçla hepatobilier sistemin fonksiyonel görüntülenmesinde
birinci sırada yer almaktadır.
| SİNTİGRAFİK PATERN | İNTERPRETASYON |
| Safra kesesi 60 dak içerisinde görüntülendi | Akut kolesistit ekarte edilebilir |
| Safra kesesi ilk 60 dakika içerisinde görüntülenmedi ancak ekstrahepatik safra yollarına geçiş var | Akut veya kronik kolesistit düşünülmeli
|
| 4. saatte safra yollarında ve barsakta aktivite var, kese visualize olmamış | Yüksek olasılıkla kronik kolesistit düşünülmeli |
| Safra kesesi 1–4. saatler arasında gecikerek gözlendi | Yüksek olasılıkla kronik kolesistit düşünülmeli |
| Kese, safra yolları ve barsakta aktivite gözlenmesinin gecikmesi/hiç olmaması | Obstrüktif sarılık veya diffüz karaciğer hastalığı |
VIII- REFERANSLAR